fındık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fındık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2012 Perşembe

Duj Kedileri


Kedilerin bir sürü gariplikleri vardır, mesela benim kız kedim tam bir su kedisi. Ne zaman su kedisi desem aklıma Şizofrengi geliyor, o dergiyi çok özlüyorum, eski sayıları ile avunuyorum bazen.

Benim su kedimin ben duşa girdiğimde değişik yerlere -çamaşır makinesinin üzeri, klozet kapağı, hatta bazen nöbetçi gibi tam da iki duş perdesinin birleştiği çıkacağım nokta- konuşlanıp kah beni, kah suyu, kah ikimizi birden dikizleme ve/veya bekçilik etme huyu var. Öyle ki evde olup duşa giren beni iplemediğinde eksikliğini hissediyorum ve itiraf edeyim azıcık bozuluyorum. Banyoda başıma bir şey gelirse kızıma güveniyorum.



۞ siz banyodayken banyo kapısının önüne uzanıp çıkana kadar sizi beklemeleri, sonra da haraç istiyorlar. haraç istemiyorlar da lili gelsin aynı lali ablası gibi davransın, evi diğer kedilere karşı korusun, sizi sahiplensin, banyo kapılarında beklesin, insan duygulanıyor haliyle. bir de yok efenim kediler nankörmüş, sadakatin bini beş paraymış, halt etmiş bunu diyenler!
(28.01.2010 19:16)


Nereden aklıma geldi bunları yazmak şimdi? Fındık Hanım Hayratı'nı yazarken anlattığım son arınmada kızım da vardı, bu sefer daha aktif rol oynadı, duj perdesinin diğer tarafından ben yıkanırken yaptığım hareketlere pati atmalar, oradan buradan girip çeşitli maymunluklar ve daha önce hiç yapmadığı bir şey daha... Duş perdesinin iki kanadının arasından boynunu uzatıp beni ve suyu izlemeye başladı, durulanma kısmındaydım, bacağıma yönelip bacağımdaki damlaları yalamaya başladı, demek o da ne kadar özlemiş, annemin her abdest alışında gidip kollarını yalardı, gülerdik. Aklıma geldi öyle. Bir süre yaladı sonra seyre devam...

Bu kızımın eski maceralarına göz atarsak, o dönemlerde yazdıklarımdan "sulu" olanları:
(pisi: şu html yi arkadan nasıl getirmem ben de bilemedim, düzelteceğim ama hayırlısı ancak bu kadar yapabildim)



۞ özellikle de bulaşık yıkadıktan hemen sonra eviyeye bir güzel uzanması. o kadar keyifli yatıyor ki o ıslak yerde, anlam veremiyorum. biraz daha büyüyünce sığmayıp küvete geçecek sanırım.
(12.11.2009 00:15)

۞ banyo yaparken banyo kapısının önünde beklemekten direkt küvetin önünde beklemeye terfi etmesi, dışarı çıkması için gösterilen çabaları iplemeyip ısrarla "sahibime yakın olucam ben kedi olarak, tımam mı," demesi ve mırlayarak küveti beklemesi.
( 27.02.2010 18:42)

۞ annem abdest alırken kadın ıslandı diye kurutmak için bir yandan kollarını vs. yalamaları. sahiplerini kıyafet üzerinden de olsa -çorap kazak vs- temizlemeye kalkmaları. resmen typo yapmışım, kimse haber vermiyor :/.
(14.03.2010 21:34 ~ 20.03.2010 16:08)

۞ bulaşık yıkarken çeşmeden su içmek için kapıdan kovsam bacadan girmesi. resmen bulaşık deterjanına girmesin diye kenardan yanaşmasını engellerken bataryanın üzerinde buluyorum hanımefendiyi, oradan bulaşığa musluktan akan suyu içerek yardımda bulunuyor. bakıyor kenarlar uygun, bir de alttan yapışıyor çeşmeye. çeşmi beyazım resmen.
( 20.07.2010 03:24)

۞ evde ne zaman şemsiye açılsa rin tin tin kalkıp altına yerleşmesi, oturdun, şemsiyeni sallayarak üsküdar'a gideceksin, di mi kızım? gören de sanacak ilkokulda rontta üsküdar'a gider ikeni canlandırdılar da katibini unutamıyor bizim kız, zilli seni.
(16.10.2010 00:52)

۞ şaşkın sahibinin yere döktüğü suları viledaya gerek bırakmaksızın, büyük bir sevinçle lıkır lıkır içmesi. ha gayret kızım, şurayı da iç...
(05.11.2010 02:47)

۞ sahibin her su içtiği yerden su içmeye kalkması ile içecek bardak bulamayınca sürahinin sapına sarması, su istiyorum diye cam sapı ısırmaya çalışması, su gelmeyince sinirlenmesi. sürahiyi nereye koyacağımı şaşırdım resmen, nereye koysam gidip orada sapını kıtır kıtır kemirmeye kalkıyor. 

patileri üşüyormuşçasına kilimin altına sokup oturması. sürahinin sapını ısıramamanın verdiği sinirini kilimi bozarak anında geçirmesi, pambuk olması.
(08.11.2010 18:26)

۞ temizlikte ısrarla yardım etme talepleri, banyo kapısında beklemeler, temizlediğim yeri iyi temizliyor muyum diye dikilip bakmalar. kız kedi farklı gerçekten, bak erkek kedi bunu yapıyor mu? yapmıyor. o ancak duş perdesinden gözetlesin!
bkz: kız kedi sahibi olmak
(09.10.2011 21:42)

۞ evimden uzakta bir kovboyken kedilerle ilgilenen arkadaşımı arıyorum.


berte - kızım napıyo?
best - kızın bana çeşmeyi açtırdı, su içiyor.
berte - sana nasıl açtırdı yahu? hadi bana yapıyor da...
best - açtırdı valla 


haspamın istediğini yaptırmada üstüne yok, gitmiş çeşmeyi açtırmış deli bozuk. su kurbağası, su kedisi. su kedileri ilk bizim evde görüldü...
(deliberte, 18.10.2011 17:19)





Fındık Hanım Hayratı

Fındık'la ilgili her şeyi tamamladığımı zannederken çok önemli bir şey unutmuşum, tenimdeki kokusunu... koynumda yatırdığım gece saçlarımın içinde anne aramasını, belki de bulmasını... bilemeyiz ki.

Onu gömdüğüm yere diğer kediler kazıp tuvaletlerini yapmasınlar diye iki kırık kiremit parçası ve üzerine yüzyıllardır orada duran, sürekli temizlediğim yoğurt kabını koymuştum. Yoğurdumu kendim yaptığım için evden pek öyle şey çıkmaz, değiştirmek istesem ne yaparım diye düşündüm...

Hani sokak hayvanları için yapılan, içindeki su bittikçe mi, hayvanı algıladıkça mı ne suyu tazeleyen bir icat vardı, o geldi. Nasıl edinirim olur mu derken bir arkadaşım Koçtaş'ta bile var dedi, gerçi onun dediği içerideki suyu devir daim yapan bahçe süsleri ama neden olmasın? Zen işi benzer bir "dekorun" yapımını bir yerde izlemiştim, öyle bir şey bile olur.

Fındık hanımın üzerimdeki tüm izlerini aslında Salı günü banyo yaparken sildim, saçlarıma dokunurken nasıl anne aradığı aklıma geldi, pazar günü onun için, Pazartesi başka bir kedi için perişan olmaktan işin  bu çok önemli kısmını atlamışım.

Ne tuhaf değil mi? Öleni sevmediğinizden değil, sevdiğinizden ve hayatınıza devam etmek mecburiyetinde olduğunuzdan yapıyorsunuz bunları, yoksa canınız sürekli yanıyor. Biraz önce aylardır alınmasını beklediğim bir başka mini koliyi attım, içinde ne varmış bunun diye karıştırmış bulundum, annemin gece lambası, üzerinde mor çiçekler, bir köprü, güzel bir manzara... Sonra aklıma hastanede kendini evinde hissetsin diye bu gece lambasını götürdüğüm ve götürdüğüm gün hastaneye gittiğimde annemin yoğun bakıma alınmış olduğu geldi.

İzler çok değerli olsa da acıtıyor ve biz bu arınmayı güzel anıları hatırlayalım diye yapıyoruz. Ne mi yaptım? Öylesine sokak ortasına koyamadım, kutudan çıkardım aldım. Ben asla kullanmayacağım, kullanamam ama onu seven birine anı olsun diye bir süre hiç görmeyeceğim bir yere kapadım yağmur dinsin diye, dinmedi.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Fındık'ı düşünürken...

Fındık ritüellerinden sonuncusu olan miniğin dokunduğu, kullandığı, işediği her şeyi yıkama işini de bu gece tamamladım. Normal haline dönmüş kedi yatağına bakarken daha az tuhaf oluyorum. Acılar hiç ertelemeden yaşanmalı, hayat buna her zaman izin vermiyor. Fındık da ben de şanslıydık.

Bu arada öldükten sonra isim konan tek kedidir herhalde Fındık. Ben Fındık'ı düşünürken günlerden 22 Mayıs olmuştu. Geçen 22 mayıs'ta ne yaptığımı hatırladım. Çapa'daydık, acil nöroloji, arkadaşım 'bak bunlar iyi günlerin, hiç itiraz istemiyorum annene hasta bakıcı tutuyoruz ve sen artık eve gidip dinleniyorsun,'diye beni eve göndermişti. Kadınla aralarında anlaşmazlık olan ve ben 12 saat için 70 lira alıyorum diyen kadına arkadaşıma ulaşamayıp, lanet olsun deyip -koşturmam gereken bir sürü iş vardı- 140+ yemek yol vererek ve anneme hiçbir şey çaktırmayarak ve en önemlisi helal etmeyerek göndermiştim.

Öncesinde ne oldu, kadın durup durup ne zaman geliyorsunuz diye telefon açmaya başladı, ben de 24 saat diye düşündüğümden ona göre birikmiş çamaşırları yıka as topla ütüle götür modundayım, annem aramıştı en son, iş yetiştirmeye çalışıyorum...

+ berte ne zaman geliyorsun?
- e anne, işimi bitirmek üzereyim birazdan çıkıyorum, çamaşır asıyorum şimdi, e kadın bakmıyor mu?
+ kadın sıkıldı gitmek istiyor, benim kanamam var, gel.
- anne kanaman varsa ben buradan sana ne yapabilirim ki? doktorlara söyle bana neden söylüyorsun? (herkesin sinirler gerilmiş, herkes çökkün, işte böyle bağırmıştım anneme çünkü onun kadar ben de çaresizdim)
+ söyledim, bir şey yapmıyorlar
- nasıl ya? :S nasıl yapmazlar?
+ seni sordular, vermiyorlar şu an bir şey... kanamam var, çoğaldı...
- tamam ben geliyorum da nasıl bir şey yapmazlar?

Kedith: Sonradan hatırlıyorum ki kanama konuşması şöyleydi:

+ berte ağzımdan kan geldi, bu sefer çok geldi
- e doktorlar?

Yani kanamam dediği ağzından burnundan yüklü bir miktar kan gelmiş olmasıydı, çaresizlik de benim orada olmadan hiçbir şeyi çözemiyor olmamdı... zaten bir daha kimseyi dinleyip annemi yalnız bırakmadım, sadece Taksim'e yattığımızda birkaç gün sonra ikimiz de fışır fışır terlediğimizden ve aynı yatakta yattığımızdan geceleri beni eve göndermeye başlamıştı...

Hastanın ağzından kan geldiğinde bir şey yapmayan doktorlar... beter olsunlar, tıbbi müdahale her zaman her şey değil, rahatlatacak şeyler söyleyeceklerine -en azından- hiçbir şey yapmamaları- odun gibi size kan veremeyiz bık bık diye dolaşmaları... ben bile ölüm döşeğinde oluk oluk gelen kanı hastanın en bir yakını olduğum halde rahatlatıcı bir şekilde aıklayıp doğal olduğunu, üzülmemesi gerektiğini söylemiş insanım, ölümünden önceki cuma dalak ameliyatına gir(e)meden önce. Düşünüyorum da, iyi ki de giremedi! :Kedith

Çamaşır asarken yaptığım en agresif konuşmaydı, öfkem anneme değil doktorlaraydı, biz kıçımızı yırtıp iki kuruş kazanalım derken neredeyse havadan günlük 140 lirayı utanmadan isteyen, arkadaşım tarafımdan yapılmış anlaşmayı bozan kadınaydı ama konuştuğum kişi annemdi, ona bağırdım. Ona bağırırken daha önce ve sonrasında hiç bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum.

Tam bir yıl sonra, bugüne bakıyorum, Fındık'ın acısını hakkını vererek çekmiş, dokunduğu kullandığı her şeyi arındırmış, mezarının üzerine su hayratı yaptırmış halime bakıyorum. Hayrat derken deşilmesin diye mezarın üzerine koydum su kabını.

Sonra oturup vasiyetimi yazıyorum, ne zamandır aklımdaydı. A5 boyutunda bir kağıda yazıyorum, yetmiyor, neyse olduğu kadar deyip kendime gülüyorum, çok malım mülküm olduğundan değil, detaycı çenemin düşüklüğünden. Bir yandan vasiyet yazmak amma zevkliymiş lan diye düşünüyorum. İnsanların okurken yüzlerinde oluşacak tebessümleri ve hatta kahkahaları tahayyül edip keyifleniyorum.

Gün içinde yapmam gerekenleri unutmayayım diye hep bir yerlere notlar yazarım, 8 Mayıs tarihini attığım notumu buluyorum, yapılacak bir sürü şey var, bir madde ise zırlama. Zırlama? Ağlama mı demek istemişim? Ya da zırla da dağıt içindeki kara bulutları mı? Zırlama. What a shame, whose to blame.

Geliyorum twitter'a meğer deprem olmuş, 22 mayıs 1766 İstanbul büyük depremi geliyor aklıma. 22 mayıs, what a coincidence.

Merkezi Sofya, şiddeti 5.5 olarak bildirilen bu depremin esnasında vasiyetimi yazıyor olmamın ironisini düşünüyorum.

Richter, gel pisi pisi...