duygusal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duygusal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2018 Cumartesi

Muddy Waters

Ooh
Oh, oh
Ooh, in the muddy water we're falling
Oh
Oh, oh
Ooh, in the muddy water we're crawling

Sana o geceyi anlatayım mı? Dinlemek ister misin? Kendimi sakınamayacağım korkusuyla, kendimi sakınabileceğime duyduğum inançla, olduğum gibi gelmiştim. Biz daha bir toz bulutu bile değilken yüzüme çarptığın duygusal manipülasyonu görmüş ve savuşturabileceğimi düşünmüştüm. Bıçak atmada üstüme yoktur çünkü benim. Hiç bilmediğin bir şey var. O gece senin için gelmedim. Hiçbir zaman senin için gelmedim.

Uyumak istiyorum. Uyku tatlı tatlı çöküyor üzerime. Tek yapmak istediğim uyumak. Sen ise susmuyorsun, umrunda bile değilim. Hiçbir zaman da olmadım. Nihayet uyuyacağımızı sandığım an birden bir girdaba çekiliyorum. O girdap sensin. Sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi beni kendine çekiyorsun. Ayağımın altından kraterler kaymaya başlıyor. Buraya nasıl indik? Sanki hep öpmüşsün beni şimdiye kadar, ilk defa değilmiş de hep öpüyormuşsun beni, paralel bir evrende. Ne tuhaf, ben de hatırlamıyorum. Bir şeyin içine düşmüş hissediyorum sadece. Sıcacık, aileden, garip. Ne kadar düştük? Mağma mı o?

Her şey o kadar doğal ve o kadar olması gerektiği gibi ki, durdurmuyorum bile. Oturup dışarıdan izlemiyorum bu sefer. İçinde olduğum bir filmdeyim. O filmin kopacağını biliyorum. O filmi lime lime yapacağını biliyorum. O filmi her şeyden sakınmak istiyorum. Neredeyiz biz?

İçinde nasıl hayatımızı sürdüreceğimizi bilmediğimiz bir uzay boşluğunda sürekli düşüyor gibiyiz. Elimiz kolumuz sadece birbirinde yerini buluyor. Nereye savrulduğumuzu henüz bilmiyoruz. Sanki hep öyleymiş gibi, doğal, samimi, sıcak. Savrulmaya devam ederken yandığımı hissediyorum. Mutlu muyuz bilmiyoruz. İlk kan damlası ateşe o zaman düşüyor. Beraber mutlu muyuz? Beraber mutlu olabilir miyiz? Birbirimizi hiç tanımıyoruz, düştüğümüz yerlerden nasıl kaldıracağımızı bilmiyoruz. Yine de denedik. Denemeyi denedik. Ya da sadece denemeyi istedik ve denemiş gibi yaptık. Çağın hastalığı, miş gibi yapmak. Her şey yolundaymış gibi yapmak. Bir şey olmamış gibi yapmak. Delik deşik değilmiş gibi yapmak. Go Johnny go go!

Egona o kadar çok çarpıyorum ki önceden kırılmış yerlerim çarpışma şiddetine dayanamayıp unufak oluyor. Ben hiç mutlu değilim. Ardıma bakmadan kaçmak istiyorum. Her seferinde ardıma bakmadan, topuklarıma vura vura kaçmak istiyorum. İçine düştüğüm şeyin kalıbına bir türlü uyamıyor ruhum, bedenim. Kulağımda süreğen bir fısıltı: Run for your life!

Bir kabusun içindeymişim gibi kalakalıyorum. Bir kabusun içindeyim, sendeyim. Kaçmayacağım. Her neyse gelsin, ben korkak değilim. Kaçmıyorum.

Salak! Kaçmalıydın.

Kaçtığımı sanıyorum. Saçma bir cimnastik aletinin üzerinde sonsuz yürüyorum oysa ki. Tekerlekteki hamster. Hatta bazen yetişemiyorum, geriye düşüyorum, burnum kanıyor. Ne çok kanattın beni. Blood is thicker than wine.

Oh, I will ask for mercy
I will come to you blind
What you'll see is the worst me
I'm not the last of my kind

Bıçaklar çıkıyor sahneye. Eyvah! Birazdan içimizde dönmeye başlayacaklar. Salak! Neden kaçmadın aptal!  Kaçamam, dökülmeye başladım. hani bıçak atmada üstüne yoktu? Blood is getting thicker.

Nefes alamıyorum, kalbim sıkışıyor ve yığılıyorum. Ölümcül hata! Karşıdan gelen dev bir topuz son süratle telefonun alarmına çarpıyor. İkisinin arasındaydım. Rest in pieces bitch! Don't look for peace where even death can not take you.

Sonsuz bir yarın düşünde kilitli kaldım. Tomorrow and tomorrow and tomorrow... Kapıyı yumrukluyorum, nefesim giderek sıkışıyor. Hiperventilasyon? Aç şunu lanet olası yaratık! Oksijenim azalıyor. Kanamam artıyor. Birden arkamda bir kapı açılıyor ve insana dair olmayan bir el boğazımı sıkmaya başlıyor. Tek kaçış yolum o elin sahibinin üzerine doğru koşmak ve içinden geçmek. Birden arkamı dönüp içine saplanıyorum. Blood is getting thicker. Yapış yapış bir hüznün içinden gözlerim kapalı geçmeye çalışıyorum. Işık olmalı. Işık bir yerlerde olmalı. Işık, daha fazla ışık! Aileme geri dönmeliyim. O sıcacık, huzur dolu, güven dolu yatağa geri dönmeliyim. Çekil yolumdan iblis! You will not prevail!

Üstüm başım kan içinde. Bedenimdeki tüm dermanlar kumun içinden derinliklere süzülmüş. Dizlerimin üzerine çöküyorum. Gözlerim kararıyor. Bir söz söyleyecekmiş gibi ağzımı nafile açıyorum. Black out! Blackened in the end! Tek bir sözcük çıkamıyor. Nefes havada asılı kaldı. You just keep me hanging on...

Ooh
Don't fail me now
Put your arms around me and pull me out
Ooh
I know I'm found
With your arms around me, save me now


22 Temmuz 2012 Pazar

İçimdeki boşlukları doldurunuz Vol. 2

Bir sorun oldu ve yazdığım tüm yazı silindi. Belki de yazmamam gereken şeyleri yazdım.

İlk boşluk bende ne zaman oluştu? Çok uzun seneler önce. Onları şimdilik geçelim, son döneme gelelim, bahsettiğim yirmi kedi, ikisi felçli sekiz köpeğe bakan kadına dokuz paket -içlerinde mini bavul da var- eşyayı gönderilmek üzere vermeden önce son kontrolleri yapıyordum. Annemin çok giydiği ve onunla özdeşleşmiş bir gömleği vardı, yeni desen, yeni değil, çok rahat olduğundan hep üzerinde gördüğüm. Birden askıdan alıp poşetlerden birinin içine yerleştirdim. O an içimden bir şey koptu. 'Annem,' dedim. Ağlayacak gibi oldum ama gitmesi gerekiyordu, gitti. Bu boşluk hissi kısa sürdü ve kadının sevincinin haberi ile yok oldu.

İkinci boşluk geçen salıydı, beklemediğim yardımcımla yarım günde dokuz paket hazırladık bu sefer, o kadar hızlı hareket ettik ki başım döndü, dışarıda yemek yedik, kocaman bir bavulun da dahil olduğu dokuz paket daha çıktı evden. O kadar yorulmuştum ki eve gelip bir süre uzandım. Boşluk ertesi gün de yorgunlukla içimi kazıdı. Belki her şey çok hızlı olduğundan...

Boşluk son dönemde ilk içimi kazıdığında bir kitap okumaya başlamıştım, bir şey yapacak enerjim yoktu, uzandım, kitap içinde kocaman bir boşluk olan bir adamı anlatıyordu, neden sonra öyküyü bitirmeden rahatlamıştım. Kitabı hala bitirmedim. Sanki dönüp dolaşıp boşluk geçtikten uzun süre sonra durup dururken ölen öykü kahramanına bağlanacak(tı) her şey.

Sonrasında attıklarım içimi acıtmadı ya da boşluk bırakmadı. Bir tek iki üç gün önce bir makine ve annemin nasıl olup da hala evde olduğunu anlamadığım birkaç kıyafeti ile benim bir iki kıyafetimi yerleştiğim poşetten, poşetle beraber makine alınıp gerisi yerlere saçılmıştı, o görüntü beni çok üzdü. Sonra ihtiyacı olan yerden almıştır. Yerden toplayıp yeni bir poşete koyayım dedim. Arkadaşım 'Sen görevini yaptın, düzgünce koydun, dağıtan kişi toplamalıydı, senin görevin burada bitti, artık dokunma, ihtiyacı olan alır,' dedi. Bıraktım öyle. İlerleyen saatlerde geçerken bakmak aklıma gelmedi ama muhtemelen yere dağılanlar gitmişti.

Artık bir şey atarken rahatlık hissediyorum. İçimin acıyacağını hissettiğim zaman, zamanı gelmemiş diyorum.

Mesela bugün şu bond çanta gibi taşınan Singer dikiş makinemizi nereye bağışlasam diye düşündüm, Açev dediler. Maddi sıkıntımı bilenler 'Eski makine ise sat, meraklıları vardır,' dedi ama benim o kadar vaktim yok. Neden o kadar vaktim yok, neden öyle yazdım ben de bilmiyorum, her şeyi ile beraber zigzaglı makine. Sanırım zamanın geldi senin de. Ben hep şöyle düşündüm: Ondan alacağım para bana başka yerden gelsin. Bir yere hayır olsun. Cebimde beş para yokken bile hep bunu dedim, böyle düşündüm. Satmak istediğim bir tek Yağcıbedir halım var, hiç kullanılmamış, annem ve babamın gaza gelip bir sürü para verip aldığı. Onun dışında herhangi bir şeyi satmak istemiyorum. İhtiyaç sahiplerine ulaşması benim için çok daha önemli.

Evimde başlayacak olan tadilat sürecinin ne zaman başlayacağı hala belirsiz. Bu hafta belli olur diye düşünüyorum... O konuda da içim bir boştu, artık değil. Ne ile doldurduysam diğer boşlukları da onunla dolduracağım, yeni gelen enerji ile, huzur ile, özellikle endişe ettiğim konuları oluruna bırakmak ile...

Nereden çıktı bu yazı? Halbuki kullandığım bilgisayarların neden olduğu zorluklardan dolayı hiçbir şey yazasım gelmiyor. Daha demin yazdığım her şey gitti mesela hep. Daha demin yazdıklarım.

Truvalı Helen'den bahsediyordum. Hektor'u Akhilleus ile dövüşe, yani ölüme gönderirkenki duruşu filmdeki, o boşluğu yeniden açtı. Filmi Emily ile yarısından yakalayıp izledik. Bu boşluklar neden oluşuyor? Hektor'un filme göre Akhilleus'un kuzenini öldürürken döktüğü göz yaşları, Helen'in aşkı yüzünden Hektor'u ölüme gönderişindeki hüzün, filme göre Akhilleus'un Hektor'un cesedini babasına vermek üzere hazırlarken 'Yakında buluşacağız kardeşim,' diyerek döktüğü göz yaşları, Hektor'un kuzeninine kendi kuzeninin boynundakini vermesi özgür bırakırken... Hepimiz bildiğimiz veya bilmediğimiz şeylerin vebalini ödüyoruz.

Neden bu kadar acıttı bu film? O destanlar beni? Bir dönem Truvalı Helen'dim ben, nickim buydu, belki ondan, nick olarak sözlüklerde aramayın, lakabımdı. Filmden önce başlayıp film ile sürmüştü. O zaman da içimi bir şeyler kazıyordu. Hepimizin geçmişinde çözemediği kim bilir neler var. Bu da onlardan biri.

Emily'de izledim filmi, Emily'nin aldığı doğum günü hediyesi elbise ile izledim, hala üzerimde o var ve tam çıkarken Emily bana 'Hadi git ve yaz,' dedi, başka türlü o iç sızısı, o kocaman boşluk geçmeyecekti sanki. Sanırım hissetti bunu ve yaz dedi Emily, yazdım ben de. Sanki ülkeleri ben yıkmışım, şehri ben düşürmüşüm, her şeye ben neden olmuşum gibi bir ruh hali ile yazdım. Ağlamak istiyorum, filmi izlerken yaptığım ve yapamadığım gibi. Olmuyor.

Karmaya inanırım ben, bu göz yaşları, çektiğim tüm acılar ne kadarını temizledi, temizler bilemem. Bazen karmanıza öyle şeyler koyarsınız ki hiç temizlenmez. Ve artık karmanın bedelini ödeme süreci hızlandı. Çok hikayem var bununla ilgili. Bir arkadaşımın bir lafı var, daha önce de yazmışımdır kesin, yine yazıyorum, her yere yazasım geliyor ki insanlar belki biribirlerine daha saygılı, daha sevgi dolu, daha önyargısız ve daha özenli yaklaşırlar...
 "Karma is a fucking cunt. She knows your name, your address, and when it comes back to you...know you get exactly what you deserve. "

Karma adınızı, adresini ve size ne zaman geleceğini bilir.  Ve size geldiğinde hak ettiğiniz tam olarak neyse onu alırsınız. Onun size geleceğinden şüpheniz olmasın.

Ben Truvalı Helen, Paris'e duyduğum aşkım uğruna, istemeden milyonlarca kadını kocasız, anneyi oğulsuz, canlıyı cansız kıldım. Sonra belki bir ışık oldum. Ama Hektor'un benim yüzümden, daha doğrusu ben bahane edilerek başlayan savaşta Akhilleus'un elinden ölümüne gidişini hiç unutmadım. Truva benim yüzümden düştü, tutamadım. Boşluğu adımı bir çağa vererek doldurmaya çalıştım. Belki de olmadı. Vebalini ödeyemeyeceğim şeylere sebep oldum. Karmamı ödedim. Şimdi sadece ışık var.